September 10, 2009

Doppelgänger

For every me that was
There was a me that wasn’t
For every me that loved
There was a me that couldn’t
For every me that walked away
There was a me that wouldn’t
Two exist in one
One exists in two
Sexy lingerie
left on the hanger
Maybe someday it’ll be worn
by my doppelgänger.
[RUI]

- B.

ps. http://galerixist.blogspot.com/

July 03, 2009

when life's jokes don't make you laugh



Here's the day you hoped would never come
Don’t feed me violence, just run with me
Through rows of speeding cars
The paper cuts, the cheating lovers
The coffee’s never strong enough
I know you think it’s more than just bad luck

There, there, baby
It’s just text book stuff
It’s in the ABC of growing up
Now, now, darlin’
Oh don’t kill yourself
'Cause none of us were angels
And you know I love you, yeah

[speeding cars / Imogen Heap]

This song gives me a comfort I can't explain.

- B.

July 01, 2009

boşvermek

yenilgi mi? yoksa zarardan döndüğünden dolayı kar mı? karar veremedim bir türlü. cıss.

- B.

a thousand smiles for free

"Well she's walking through the clouds
With a circus mind thats running round
Butterflies and zebras
And moonbeams and fairy tales
Thats all she ever thinks about
Riding with the wind."

[little wing / Jimi Hendrix]

- B.

June 30, 2009

tv de ağacıma küpe olsun



O değil de. Rüyalarımızı kayıt edebilseydik ne fantastik şeyler çıkardı.
Hollywood'un sonu olurdu, ya da belki olmazdı. Bu devirde her şey pazarlanıyor nasıl olsa, onun da bir yolu bulunurdu. Dream Marketing diye bir concept. Profesyonel olarak rüya görmek. "Abi kusura bakma benim rüyam seninkini döver." O zaman da doğallıktan çıkardı. Gerçi rüyalar doğal değil fantastik. Ama işin ucunda deadline olunca insanın gözüne zaten uyku girmez ki. "Hadi len çıkalım bu gece." - "Olmaz haftaya deadline var, enfes bir rüya görmem lazım, menejer ve pazarlama müdürü bekliyor." Insan yaşayamayınca nasıl güzel rüyalar üretebilir ki? Ya da belki hayatı kabus olduğunda, içinde kalan mutlulukları rüyalarında görür. Ne acı aslında. Bedeninde yaşarsın hiç dışarı çıkmazsın. Rüya ve gerçeği karıştırmak denen olay bambaşka boyutlar alır. Ama profesyonel rüyacı olsa para kazanır hayatını kurtarır. Tembeller de yeni bir statüye sahip olma şansını yakalayabilir. Öyle sapıklar çıkardı ki Manson yanlarında ezik kalırdı. Altı milyar insanın rüyalarını kaydetmek de iş mi şimdi? Herkes ünlü olsa, birbirini tanısa. Haha, iğrenç olurdu! Anonimite özel bir şey ilan edilirdi. Gerçi rüyalarda olduğumuzdan daha güzel, zeki, cesur, çekici ve her ne olmak istiyorsak onu oluyoruz. O yüzden sokakta yürürken tanınmazdık. Ben anonimiteyi çok seviyorum. Herkes beni tanımasın. Çok yaşayıp ara sıra kaybolabilmek lazım hayatı gözden geçirebilmek için. Bu konuda saatlerce devam edebilirim.

Bu çektiğim düşünce kirliliği nedir ya?

- B.

une belle histoire



"ils se sont trouvés au bord du chemin
sur l'autoroute des vacances
c'était sans doute un jour de chance
ils avaient le ciel à portée de main
un cadeau de la providence
alors, pourquoi penser aux lendemains"

[une belle histoire / Michel Fugain]

üç dakika onsekiz saniye sürecine saklanmış ufak bir mutluluk şarkısı.

- B.

laf aramızda


[photo by Akif Hakan Çelebi]

diye düşünüyorum
google translate öyle dedi.

- B.

D-D-D-D

Plak yine takıldı.

Dördüncü kez sevgilimden ayrıldım geçenlerde. SON (değil?). Bu defa son diyemiyeceğim. Bir tek ona diyemiyorum. Normal ilişkilerin başlangıcında negatif etken faktörü sıfır, uzun mesafeli ilişkilerde onbin. Hep uzaktaydık. Ilişkimizi çeşitli ülkeleri gezerek yaşadık. Buluşmalarımız ay ya da güneş tutulması gibi falan, sıradışı, gizemli, güzel, özel... ama geçici olduğu baştan biliniyor. "Akrep+akrep ilişkisi tehlikeli olur ama." demişti ev arkadaşımın annesi. Risksiz hayat mı olur? Onu gördüğüm an tüm mantığım roket misali saatte 23487395027 km hızla bilinmedik gezegenlerde yok oluyor. Onu seviyorum. Sadece onu. Uzaktaki yakınlık.. Yakındaki uzaklık... Kasım'da alakasız bir şekilde onunla ilk tanıştığımız şehire taşındım. Ara sıra o okulun bahçesinden geçiyorum.

Onyedi yaşındaydık. Haarlem'de güneşli bir mayıs gününde bana gülümsedi. "Istanbul'dan geldim."


- B.

June 29, 2009

mtv

"Words are very unnecessary
.....they can only do harm"
[ Enjoy the Silence / Depeche Mode ]

I don't think I'll be listening to this song the same way I used to for a while.

- B.

June 28, 2009

Iron perseverance



As of now I officially haven't slept for 38 hours. Translation of ten thousand [10000] words from Turkish to English in two days. And still two thousand [2000] more words are dancing around before tomorrow morning. Reality is a relative concept.

want to get
. ridiculously drunk .
in Amsterdam
on July 2nd
after the
Jason Mraz/Joss Stone
concert.

- B.

Etki Tepki

Yıllar boyunca değer verip, tüm dünyamı paylaştığım, ardından hayatımdan ani bir şekilde çıkardığım insanlar oldu. Farklı kalpler tanıdık, unutulması güç anlar yaşadık, ve hayatımızı sonsuza dek değiştirecekti bu tür ruh tutulması gibi arkadaşlıklar.

Bir kız vardı eskiden, çok severdim onu. O kendini kaybetmiş bir şekilde tutunabilecek bir yerler ararken, karşı koyamadığım bir bağ uyandırmıştı bende. Ondört yaşında ya var ya yoktuk. Ben onu hayata karşı umutsuzluğundan vazgeçirmek istiyordum, o da beni hayata duyduğum çaresiz kızgınlıktan. Hep gülerdi. Melezlerde olan sıradışı bir güzelliği vardı. Kardeşi de öyle. Italyan - Thailandlı karışımı.

Lisede feci eğlenirdik. Fransızca dersinde bana dev bir antipati besleyen hocayı ikna edip, beni zorla masanın üstüne çıkartıp, şarkı söyletmişti. Bozuntuya vermeyip sınıfa "istek var mıııaaa?" diye sormuştum. Chicago müzikalinden 'All that Jazz' şarkısını söylemeye başladım ve tüm sınıf eşlik etti. Ardından hoca teşekkür edip dersin kalan yarım saati sırasında beni sınıftan attı. Ben de kantinden KitKat aldım ve 'utanmadan' en üst sınıfın tek yakışıklısını keserken, afiyetle yedim. Güzele bakmak sevaptır dostum, herkes vazifesini yapmalı. Neyse, bizimki kendisini suçlu hissedip 'hocam beni de atın o zaman' diyip sınıfı terk etmişti. Disiplin kağıtlarını dağıtan stajyeri başarılı bir kaytarma operasyonu ile etkisiz hale getirdik. Tesadüfen o da Fransızca cadımızdan nefret ederdi. O da eskiden çok çekmişti. Düz mantık işte, iyi bir strateji. Kısa etek gibi. Ama çok kısa değil. Ardından okuldan erken kaçıp, doğru alışverişe tabi.

Onun lise boyunca 8 erkek arkadaşı olmuştu. Sadece onların yanında varolduğunu sanıyordu. Ya elit ve entellektüel takılan, ya da aşırı yakışıklı ve zengin tiplerden hoşlanırdı. Her halukarda gücü sever, onu koruyabilecek bir güç arardı. Aradaki zamanlarda güvensizliğini belli etmemek için çabalıyordu. Babası katolik bir Italyan bilim adamı, annesi Budist Thailandlı otel sahibi. 18 yaşına kadar her pazar kiliseye gidiyordu, ondan sonra Budist oldu. Artık atheist. Uzun bir yol kat etti. Takıntılıydı ama her şeye rağmen kesinlikle yapmacık değildi. Herkes onu severdi. Karizmatikti. Kimseyi yargılamadığım gibi onu da hayatına soktuğu erkeklerden yola çıkarak yargılama hakkını görmedim kendimde. O benim minik Asyalı ikizimdi.


Ben her şeyi çözdüğümü sanırdım. Hayata dair müthiş planlarım vardı. 1300 gymnasium öğrencisinin arasında tek Türk kızıydım. Ilginç hikayeler peşindeydim. Hayatın sıkıcı olmadığını sürekli ispat etmek gerekiyordu belki de. Hollanda'da doğup büyümeme rağmen Hollanda Türklerine kendimi yakın hissetmiyordum. Hollandalı çocuklardan hiç hoşlanmıyordum, onlar beni en fazla yüzde 50 anlayabilirdi. Flört eder ama kimseye yüz vermezdim. Işim vardı. En iyi arkadaşımın tam zıt kutupuydum. Tiyatro, dans, tartışmalar, öğrenci birliği, artık ne aktivite varsa başındaydım. Aşırı sosyal. Mecburdum çünkü eve gitmek istemiyordum: üstüme gelen ve beni asla anlayamayan ebeveynlerden (tanıdık geliyor mu?) olabildiğimce uzak durmak istiyordum. Kendim yapacaktım ve bu düşünce beni özgür kılıyordu. Hiç bir hareketimde arkamda ailem yoktu. Kendime güvenmekten başka bir çarem yoktu açıkcası.

Deliydik, hayatı bastırılamayan bir enerjiyle yudum yudum içiyorduk. Fakat kalbimiz daima kırıktı. O aralar derin bir yalnızlıkta beraberce savruluyorduk. Bunu birbirimizde görebilmemiz ikimizi de rahatlatıyordu.

Farklıydık. Istesek de sıradan olamazdık. Kültürel çelişkiler arasındaki ince çizgide dengemizi korumaya çalışıyorduk. Sonra o boşverdi, doğru ve yanlışlarda kayboldu bir süre. Yıllar geçti, hayat tablosunun renklerini görmeye başladık. Bize öğretilen çelişkileri kendimiz yaşatıyor muşuz. Bıraktık öyle boşa üzülmeleri. Kişiliklerimizi bulduk. "Psychological Bicultural Cohesion" diye bir terim yapıştırmıştık bu olaya. Rahatladık. Dünya artık bizim arka bahçemizdi. Güçlüydük.
Aradan çokca zaman ve macera geçti, güle ağlaya lise bitti...

Geçen sene sürpriz doğum günü partisini hazırlamıştım. Ondan kısa bir süre sonra tüm irtibatı kestim ve t
am bir senedir onunla tek kelime bile konuşmadım. Buraya yazamayacağım, şahane film senaryosu malzemesi olan, berbat olaylar yaşandı aramızda. Hep affettim.

Hata yapabilir, yapabiliriz. Nefret hissetmek istemiyorum.. Bu sene doğum gününü kutlamak için mesaj bile atmadım. Beni üzebilecek kadar yakın olamayacak asla.

"Artık mutlu yabancılar olalım..."


- B.

Soundtrack: Bang Gang - The World is Gray

Love lost



Your absence has gone through me
like thread through a needle.
Everything I do is
stitched with its color.

[ WS Merwin
]

- B.

June 13, 2009

Amsterdamians

Place: Café de Pels, Amsterdam
Activity: a quick coffee and talk with a classmate.


bee. : why do you have that look on your face?
kay : i'm thinking of a new game I'll make you play with me in just a second.
waiter : what could it be ladies?
kay
: a nice piece of you, and chopsticks.
waiter : ... anything else?
kay :
and can you add sugar to that as well?
bee. : i'll just have a cappuccino darling
kay : and a latté for me. could it be quick please?
waiter :
consider it done.
-.*.-
bee :
what was that?
kay :
making people feel awkward by acting awkward myself!!



- B.

June 12, 2009

une prison transparente

.....votre sûreté et torture



[photo by bee. hillside su antalya]

"we're just two lost souls
swimming in a fish bowl,
year after year,
running over the same old ground.
what have we found?
the same old fears."

- B.

June 11, 2009

..something really lovely and quiet about you



[by Nicoline Patricia Malina]

And I know these times will be gone someday
And maybe all our truths will be lies someday

*
have another little piece of my heart now, baby.

- B.

Dear dad

I'd rather have a present. Hehe.

- B.

June 10, 2009

Silence

There were some things I wanted to tell him. But I knew they would hurt him. So I buried them and let them hurt me.

[Jonathan Safran]

- B.

Dear dad

I'd rather have you present in your absence then absent in your presence.

- B.

Ne güzel lan bu








http://www.artsy.etsy.com

Cat Bishop takes something ugly and forgotten, recycles it into something beautiful. Don't hate, appreciate.

- B.

June



Ain't it funny how we pretend we're still a child
Softly stolen under our blanket skies
And rescue me from me, and all that I believe
I won't deny the pain
I won't deny the change
And should I fall from grace here with you
Will you leave me too?

Carve out your heart for keeps in an old oak tree
And hold me for goodbyes-and whispered lullabyes
Too late to turn back now,
I'm running out of sound
And I'm changing, changing
And if we died right now, this fool you loved somehow
Is here with you
I won't deny the pain
I won't deny the change
And should I fall from grace here with you
Would you leave me too?

'Galapogos' by Smashing Pumpkins

- B.